12.21.2010



you dont have any idea what you're getting yourself into!

12.16.2010

RICE


yaklaşık 3 aydır taşınıyoruz da biz
onun için bir süredir
ev ile ilgili olan tasarımlar özellikle ilgimi çekiyor.

geçenlerde danimarkalı bir çiftin söyleşisine rastladım
aldığım dergilerden birinde,
tamamen beyaz ahşap mobilyalar üzerine
döşenmiş rengarenk inanılmaz sevimli şeylerle fotoğraflamışlar evlerini,
tabi görür görmez yarattıkları sıcacık hava hoşuma gitti.

beyaz eskitme stil mobilyalar benim de çok hoşuma gider,
(kaldı ki yeni odamı 50lerde kalma küçük gül desenli perdeler
ve
baştan aşağı beyaz ahşaptan mobilyalarla döşüyorum bu yüzden)
bir an önce taşınabilir ve yerleşirsek artık detaylarını paylaşırım burdan zaten.

neyse
işte baktım bu çift de benim hoşuma giden tarzda evlerini döşemişler hayran kaldım
bir de
anladığım kadarıyla tasarımlarını yaparken 60ların 70lerin etkisinde kalmışlar oldukça,
çok da güzel olmuş
keza onlar da sitelerinde kendileri için şöyle bir açıklama yapmışlar:

"We are known for our colorful melamine, handmade baskets and storage and our hand glazed Italian tableware.Our designs are inspired by the 'good old days' and are very down to earth with lots of detail. We hope to colour you happy when you are washing, cleaning, baking and relaxing in your home. We have a big heart and a strong social ethic."

şirin değil mi

merak edenler varsa
tık

12.10.2010

askeri bir hattı 30 dakika nasıl meşgul ettim

dün yaklaşık 4 aydır askerde olan bir arkadaşımı aradım,
bir ortak arkadaşımızın bana verdiği,
telefon numarasından çok
kontör yüklemek için girilen 16 haneli rakam öbeğine benzeyen bir numaradan süpriz yaptım.
arkadaşım;
"ben başçavuş dırırırı" derken ben çoktan
"kız ben sağaa dimeediiiim miii karşikiii deağler cendeeermeee cendeeerme"
nidalarına girmiştim bile.
sevindi ama gariban
ben de mutlu oldum heheh

"5 gün sonra gene nöbetteyim gene ara"
şeklinde ultimatomu aldıktan sonra gece 2 de ben yatağıma arkadaşım nöbetine yollandı.

eee
tadını aldı bi kere bırakmaz artık
ghfjdkslkjfhjdksl

bu da böyle bir anı olmuş oldu işte
umarım askeri hattan kayda alınıp da
gecenin 1.30'nda askeri hattı meşgul eden kız
olarak başımı belaya sokmamışımdır
neyse artık geç de zaten.


çok çok öptüm.

12.07.2010

dersimiz "Neurofunk"


bayadır gönülleri eğleyemiyorum farkındayım
bari biraz olsun paylaşımda bulunayım dedim,

neurofunk'ın ne olduğunu bileniniz var mı bilemem
drum n bass olayının bir alt türü
97-98 yıllarında baş göstermiş
daha derin bassline ve keskin backbeats üzerinde
ardışık darbeleri ayırt edilebilen techno, house ve caz arasında değişen çoklu etkilerle
ağır ve sert funk formlarıyla geliştirilmiş.
(cümleye bak anasını satayım)

ben bu tarzı 2005te kurulmuş Noisia adında yanılmıyorsam alman
olan bir grup sayesinde keşfettim, çok da bağrıma basamadım
çünkü
BU ADAMLAR CİDDEN KAFA ŞİŞİRİYORLAR

eğer
NFS veya left 4 dead oynamıyorsanız
ya da ne bileyim polisten falan kaçmıyorsanız
kafanız iyi değilse
çok da "hadi la bi aç da noisia dinleyek" dencek bir grup değil.

ama şarkılar beatler çok sağlam
sanki prodigy dinliyormuşsunuz hissi vermiyor değiller
ama dediğim gibi biraz fazla yorucu ve gürültülü
buyrun
hayrını görün.

12.03.2010

o an daha komikti aslında anlatırken pek komik gelmiyor


gizem: hazalcım bu da..ııı..çağıl..işte garip..benim eski sevgilim abi ahahahaha..

hazal, çağıl: hehe

(gizem bu sefer hazalı tanıştırıcak)
gizem: hazal da benim..ııı..çok yaratıcı bir arkadaşım hfdjskajdhjkslkjfh

hazal: yeni erkek arkadaşıyım.

(tokalaştık)

çağıl: ha hayırlı olsun o zaman ahahaha.

bazılarını sevmeye engel olamıyorsunuz.


11.24.2010

nolsun abi bildiğin gibi

son zamanlarda en çok yaptığım şey,

birini aramaya kalkışmak sonra vazgeçmek,
birilerini evde film izlemeye vs. çağırmayı düşünmek vazgeçmek,
birilerine dışarı çıkmayı önermeyi düşünmek vazgeçmek,
birileriyle oturmaya niyetlenmek ve sonuçta gene vazgeçmekten ibaret.

ve hiçbir seferinde pişmanlık duymamak var,
öyle yani.

11.19.2010

düşündüğün bir sürü şey var
anlatıcak bir sürü şey var
dinleyecek bazı insanlar var
konuşmak istemiyorsun

11.15.2010

bayram anısı dersek eğer,

küçükken
bayram ziyareti adı altında misafirliğe gittiğimiz evlerde pek yaşıtım bulunmazdı
benim için daha iyiydi gerçi,
sadece evde yalnız kalıp televizyon izleyemediğim için sıkılırdım,
çok küçüğüm diye pek yalnız bırakmazlardı.

bir gün gittiğimiz evlerden birinde
arkada televizyon açtıkları bir odada duvara ufak birşey çizmiştim
böyle gözükmeyecek bi yere kıyıda köşede bir yerlere çizdiğimi hatırlıyorum
10 yaşında bile değildim galiba.

önüme bir sehpa koyup, resim yapayım diye kağıt kalem vermişlerdi
hatta televizyonu da açmışlar içeri salona dönmüşlerdi.
o kadar bunalmıştım ki kağıtlara resim yapmaktan sıkılıp,
duvara minik bişeyler çizmiştim,
seneler sonra aynı eve bir daha gittik.

bu sefer gittiğimiz evin hanımı bizi,
o yıllar önce beni kağıt kalem ve televizyonla birlikte tıktıkları arka odada ağırladı.

ev ve eşyalar aynıydı yalnızca birkaçının yerlerini değiştirmişlerdi,
boya badana da yapılmamıştı,
otururken farkettim biran
duvarda o yıllaaaaar evel çizmeyle kazıma arası yaptığım küçük şey duruyordu
o an beynimden vurulmuşa döndüm,
çok acaip heycanlandım,
sanki zaman durmuş gibi hissettim
annemle o kadının yüzüne bakın bakın bunu ben yapmıştım diye bağırmak geldi içimden,
böyleaptal aptal gülümsemeye başladım,
engel olamadım.

farketmişler midir acaba diye merak ettim bir yandan,
yani eşyaların yerlerini değiştirmişlerdi görmüş olabilirlerdi sonuçta
ama boşverdim
sonuçta farketseler de farketmeseler de en güzel kısmı
o duvardaki minik imzamın
kısacık bir an bile olsa
gene 10 yaşımdan küçükmüşüm gibi hissettirmesiydi,
çok anlık birşey yaşadım ama çok başka yerlere götürdü beni.

şimdi gittiğim hemen her evde,
çaktırmadan evde bir yerlere minik bir imza bir çizik atıyorum,
belki yıllar sonra gene yolum düşer de
zamanı durdurmuş gibi hissedebilirim diye.

olur da gözünüze takılırsa sakın birşekilde yok etmeyin
çok da büyük bir zarar değil
sadece
normal bir kazıntıdan biraz daha şekilli biraz daha düzgün.

hatta kimse farketmesin, sadece ben göreyim gene.
neyse
herkese iyi bayramlar.

11.06.2010

bence bir ilişki yaşamanın tek güzel yanı öpüşmek.
onun dışında birini tanımak, bağlanmak çok riskli, çok uzun lan
üstelik hamallık.

ama öpüşmek güzel şey
gerçi o da güzel, uyumlu öpüşülüyorsa
olsun ama öpüşmek
öpüşmek yani
evet
güzel şey

yok hayır
son bikaç aydır öpüşmedim şöyle güzel güzel
ama düşündüm de yani bazen sırf istediğim zaman öpebilceğim bir erkek olmadığı için üzülüyorum lan
ilişki milişki değil böyle hangi kıza baktı
nerdedir
beni düşünüyor mudur falan diye düşünmek dertlenmek istemiyorum

fuckbuddy de değil
o ne olm öyle o manada da kastetmiyorum
işim olmaz hiç bir türlü
çok net

ben sadece öpüşmeyi istiyorum lan
güzel olurdu hani

böyle çok yorgunken otobüste boş yer bulursun da sevinirsin ya
işte hep boş yer olsun istemek gibi
çok mu garip..



11.03.2010

tumblr


aldımm..
evvet..

blogumun üstüne gül koklayamadım,
o yüzden
tumblr'ı çok yazmak için kullanmıycam,
aslında
daha farklı şeyler paylaşıcam..

uuzuuuun yıllardır biriktirdiğim şeyleri tarayıcımdan geçirip
hazinemi paylaşıcam.



merak uyandırdıysa;

noyoudidntdude.tumblr.com



biriktirmek güzel,
insanı zengin çoook zengin hissettiriyor.

11.02.2010

merhaba ben sözünü tutamayan kız


bir önceki postta bayrağa seslenmiştim.
(ooo seco manita yapmışın)

şimdi de bunu yayınlıyorum
(oo seco nassın)

10.30.2010

ARTIK KENDİMİ KANDIRMAKTAN VAZGEÇİP
SAÇMA SAPAN ŞEYLERLE İLGİLENMEYİ
BIRAKSAM
VE
BİR AN EVVEL
DERS ÇALIŞMAYA BAŞLASAM
ÇOK İYİ
ÇOK GÜZEL
ÇOK HAYIRLI
OLUCAK!!!11

O YÜZDEN ŞİMDİ
AYIN 15İNE KADAR BURASI DAHİL
HERHANGİ BİR SOSYAL AĞA DÖNMEMEK
ÜZERE SİKTİR OLUP GİDİYORUM!!

VALLAHİ SÖZ KENDİME!

10.28.2010

lovely and vulnerable prostitute takes in a young orphaned boy.


kızların içlerinde buz küpleri vardır,
bazen çok derinlerde olurlar
erkekler kızları çok sulugözlü zannederler
ama aslında sadece buzları eriyordur.


10.26.2010

güvenliğe bir alkış,

samimiyeti için.

son zamanlarda başıma gelen en ilginç olay bu herhalde,
okula girmek üzereyken kimlik kontrolü yapan güvenlik
çıkardığım kimliğime bir baktı
sonra bir daha eğilip okul kimliğimin yanındaki kepli fotoğrafıma baktı
en son dönüp suratıma baktı
"saçların koyu iken daha güzelmiş, siyah yap gene"
dedi.

samimiyeti hoşuma gitti
sahi mi deyip gülümsedim
sonra bölümümün olduğu binaya doğru ayrıldım ordan
şaşırdım ama baya
dört yıldır bu okuldayım ilk kez böyle bişey yaşadım
kimliğime pek doğru dürüst bakmazlardı bile



neyse tek bir şey var yalnız anlamadığım
saçlarım şimdi de koyu zaten heh.

10.17.2010

tam bir hafta sonra gelen kritik


tam bir hafta önce bugün doğum günümdü.
güzel bir gündü
son dakika aradığımda seve seve ikiletmeden
gelen insanlarla olduğum bir gündü.

kimseyi hediye telaşına sokmamak için doğum günüm olduğundan bahsetmeden
sadece çıkalım mı bu akşam
teklifime gelen insanlarla geçen bir gündü.

doğum günü benim için o senenin güzel geçip geçmediğini belirleyen gündür,
en hevesle giyinip kuşandığım gündür
ve her sene ağladığım gündür
muhakkak sinir bozan birşeyler çıkar,
hatırlanır
ve muhakkak en önemsiz, en boş hissettiren gün olmuştur.


öyle sikimdirik sevgililer günü, anneler günü teranesi yapan insanlardan değilim,
nefret ederim,
insanları bilemem de doğum günü benim için özeldir yani
her sene bir kere gelir
ve
kişiye özeldir
önemlidir
telafisi de olmaz.


benim çok kırgınlıklarım var.
şunu da kolayca söyleyebiliyorum ki
kurduğum tüm insan ilişkilerinden utanıyorum.
tüm arkadaşlıklarımdan utanıyorum.
bu kadar çok insanın içindeyken
herkesin kendim gibi olmasını beklemiyorum

ama gene de
birilerinin de olsa samimiyetini, arkadaşlığını
gerçekten kazanamamış olmaktan utanıyorum.

hiçbir emeğin,
hiçbir özverinin karşılığını görememekten
sadece
birileri ağlıyacağı zaman hatırlanmaktan iğreniyorum.
birilerinin bahanelerinden,
açıklamalar yapmasından iğreniyorum.


en bel bağladığım, en temel ilişkilerimin
bile boş beleş olması
beni düşündürüyor
ama
artık bunları aşmayı istiyorum
düşünmeyi istemiyorum.

hani böyle bazı arkadaş grupları vardır,
etrafımızda dalga geçtiğimiz,
bir boka benzetemediğimiz
ama
asıl bir bok olamayanların
biz olduğunu görmekten utanıyorum.

bir doğum günü için bu etiketlemeyi yapmak mantıklı mı,
elinin tersiyle silip atmayı akıl alır mı,
insanlık hali olamaz mı
laflarına inanmıyorum, evet olamaz.
1 saatini ayırabilme özverisini göstermek
üstelik insanın kötü gününde bile değilken
bu kadar zorsa
evet ben bu zorlama ilişkileri istemiyorum.
birirlerinin o gün olmasa da bi gün öncesi, sonrası hala orada olamamalarından iğreniyorum.

bazı şeyler içten gelir çünkü
ben yalnız kalmaktan korkan bir insan değilim,
yalnız olma, kalma düşüncesi bana koymuyor.
bana koyan tek şey bu kadar insan içinde yalnız kalma düşüncesi çünkü.


o yüzden iğreniyorum,
iğreniyorum,
ve iğrendiğim kadar da utanıyorum.


ve
bunlara rağmen bazıları yanında olamayanlara da teşekkür eder ya
ben teşekkür etmiyorum,
edemiyorum,
o kadar iyimser değilim,

kişisel değil,
nerdeyse herkese gülümsemek
o kadar da içimden gelmiyor artık.



siz de uyanın,
yalnızlığı seçmek, enayiliği seçmekten her zaman daha iyidir.
çünkü yalnızlığı seçsen de
her zaman birileri gelir.


iyi ki doğmuşum..

10.15.2010

benim zaman zaman yaşadığım bazı küçük çaplı şoklar var
aslında incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler,
saçma gelebilecek şeyler,
ama kendimi çok başka hissettiren, değişik hissettiren şeyler.

mesela küçüklüğümden beri tüm seyahatlere arabamızla gideriz biz,
babam askerdi benim
mükemmeliyetçi ve hazırlıklı adamdır
a planı yoksa b, b planıyoksa mutlaka bir c planı düşünür,
biz ne zaman uzun yollara olsun, şehir içi trafiğe olsun çıkıcak olsak
babam ayna, yağ, lastik havası, vs gereken herşeyi her zaman kontrol eder ve yenilerdi.

komik gelicek belki ama nasıl alışmışsam
benim için arabamızın lastiği asla patlamayacak birşeydi.
fakat hayatımda ilk kez geçen sene lastiğimizin patladığına şahit oldum
babam arabayı kenara çekip ininceye kadar da inanamadım.
büyük bir şoktu benim için o an
komik falan belki ama
benim bacak kadar bir kızken oluşan tabularımdan biri yıkıldı o gün.

artık ne zaman arabamıza binsem ister istemez bir güvensizlik üzerime çökmüyor değil
çünkü o babamın arabası eskisi gibi güvenilir gelmiyor artık nedense.


bugün de gene benzer şoklardan birini yaşadım
ben çok fazla fenalaşırım,
ayılırım, bayılırım falan ama babamın hiç o kadar ciddi fenalaştığını görmedim.
düşündüğümde onu yığılırken hayal edemezdim aslında
çünkü
benim babam 1.90 boyunda, 120 kilo bir adam
ve nedense hiç birşey olmaz
yıkılmaz devrilmez bir adam gibi oturmuş bende hep.
bugün annem babamın fenalaştığını söylediğinde bile inanmadım aslında
garip yani ne kadar kötü olmuştur ki diye gayri ihtiyari gittim yanına
ilk kez babamı o kadar kötü gördüm.
sarı beyaz suratını, morlaşmış dudaklarını ve göz kapaklarını görünce
işin ciddiyetine vardım.

sonra babam,
bana göre devrilmez düşmez o adam korkunç hırıltıyla yığılıverdi
nasıl bir kuvvetse kaldırdım onu
ve o an kaymış gözlerine, acaip suratına falan abkınca
bir kez daha bir tabum yıkılıyormuş gibi hissettim.
gene o şoku yaşadım
panik yapmadım
herhalde o şoktan şaşırdım ve korktum daha çok.

kalp krizi falan geçirdiğini düşündüm.
onu öylece tutup anneme sakin ol demekten başka ne yapacağımı bilemedim .
binlerce şey geçti kafamdan

annem, benim yaşımdayken kalp krizinden kaybetmiş babasını,
ilk kez
çok da imkansız bir ihtimal gibi gelmedi bana da aynısının olması.

neyseki ciddi birşeyi yoktu sadece tansiyonu gereksizce düşmüştü
ama ilk kez onu o halde gördüm
ilk kez ölücekmiş gibi kötü gözüküyordu.


açıkçası babamı pek sevmem,
hatta nefret ettiğim zamanlarım çok oldu
ve
ona karşı haklı kızgınlıklarım da aynı şekilde yadsınamayacak kadar çok.

ama gene de korkunçtu işte.
binbir güçle ayağa kalkması
sonra kusması,
sendelemesi,
onu kaldırırken korkunç renksiz kafasının üzerime dayanması
falan korkuttu beni.


benim babamın arabasının tekeri patladı,
bir gün daha kötüsü de olabilir.
evet.


tuhaf olansa
mantığının bilincinde olduğun gerçeği
tecrübe ettiğinde aslında tamamen kabullenememiş olduğunu farketmek.






10.10.2010

10.10.10

bana dicek bırakmamış piçler..


10.09.2010

hangisi daha zor

hayallerin için çabalamak,
türlü şeyle mücadele etmek zorunda kalmak,
yıpranmak mı?*

yoksa yıpranmak için herşeye göğüs gerip,
tüm düzenini geride bırakma cesaretini göstermek mi?*

10.07.2010

Au Revoir Simone


böyle bir grup var bağrıma bastığım..

10.05.2010

döndüm, mutlu musun piç!


ankara'da üniversiteli olmak bunun kadar birşey işte..

10.02.2010

en baştan söyleselerdi

atmık olarak girdiğim dölde onca sperm arasında birinci gelmezdim.

yani demek istediğim,
sizden tamamen farklı,
sizi anlamak umurlarında olmayan,
sadece iyi bir kazancınız
ve
evleninceye kadar orospu olmamanızla ilgilenen
insanlara muhtaç olmanın
aile olmak olduğunu söyleselerdi.

bunu yapmazdım,
nasıl bilmiyorum ama yapmazdım.

9.29.2010

wasted youth

insanlar yaşadıkları yerleri,
ne kadar kötü olursa olsun
sırf
geri getiremiyecekleri zamanların anıları uğruna mı severler?*

katlanamıyacağımız bir yeri düşündüğümüzde
orda mutlu olanlar bizden daha mı optimistler
yoksa sorun bizde mi?*

biz hoşgörme, uyum sağlama
ve
hayattan tat alma yeteneklerinden mi yoksunuz?*

9.26.2010

aslında ben iyiyim ama çevrem kötü

bir arkadaşım
bütün işlerimin ters gitmesinin sebebinin,
sağ bileğimdeki dövmeden olduğunu söylüyor.
çünkü ben abdest alamıyormuşum
alsam bile sayılmıyormuş
ve
böylece bütün işlerim
cenabetmişimcesine
(oha)
ters gidiyormuş.


gülümsüyorum
çünkü
rengarenk dünyalar var.

9.24.2010

9.22.2010

iyi ki doğdun seco!

nice yaşlarına dostum!

9.21.2010



insanlar en kötüsünün hep bir şekilde "ayrılmak" olduğunu düşünürler.
hiç düşünürler mi peki
zorluklarla dolu da olsa herkesin kendi hayatını kurması varken,
ya bir arada katlanmak zorunda kalsalardı
nasıl hissettirirdi?*

tahammüle dayalı ilişkilerle,
huzur,
evimize kapıcımızdan bile az geliyor halbuki.


hiç bir zaman ailesine düşkün bir çocuk olmadım,
benim için önemli olan bazı değerleri körelttiler çünkü

9.19.2010

9 köy misali

bazen şunu anlamıyorum,
herkes birbirini, ilişkilerini gelişigüzel hiçe sayıp
her lafı işine geldiği gibi savururken
ve
yine de el üstünde tutulurken,


neden
ben gerçekleri haykırdığımda
yerin dibine sokuluyor,
yapayalnız kalıyorum.

sonuçta sikeni seven bir millet değil miyiz
peki öyleyse neden bende işe yaramıyor.



9.17.2010

bir kız varmış


Carey Mulligan
85 doğumlu, sevimli, gamzeleri olan, ingiliz bir kızcağız
oyuncuymuş da
ben daha önce denk gelmemiştim filmlerine,
An Education isimli film vasıtasıyla farkettim.

birkaç filmini daha izlemeyi düşünüyorum, oyunculuğu hoşuma gitti, beğendim.

9.15.2010

farzedin dertleşiyoruz

ve ben size soruyorum
hiç birileri
sizden birkaç yaş büyük olduğu için yarattığı
eyfel kulesi misali egosuyla
(sırf ailenizin takdirini kazandı diye)
hayatınız üzerinde hak iddia etti mi?*

erkekse,
eli ekmek tutmaya başladıysa,
sizden sadece 3-5 yaş büyükse,
sırf kan bağınız var
ve
ailenizin gözünü iyi çocuk olarak boyadı
diye bunları yapıyorsa
ama
üzerinizde hiç bir emeği bulunmuyorsa

bu cüreti kendinde bulmasını nasıl karşılarsınız?*

hiç her tarafıyla ayrı mücadele zorunda kaldığınız bir sülaleniz var mı?*

ben söyleyeyim;

bir bok değilsin.

9.14.2010

böyle bir cenabetlik yok

sırtımı deşercesine koltuğumu tutan dedeler mi istersin,
koltuğumun altına kadar bacaklarını uzatanı mı,
gece yolculuğunda ışıkları açarak, entellektüelliğini konuşturan
ama
toplu ulaşım araçlarında nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen aydın öküzleri mi,
yoksa kucağıma yatarak gidenleri mi,
hepsi beni bulur zaten.

9.12.2010

siz bunu okurken,

ben izmir'e yola çıkmış olucağım
nihahahahahah

ve
yaklaşık 3 hafta orda kalacağım
blogu boşlamayacağım
çünkü
yazmak istediğim herşeyi yazasım geldikçe düzenledim
ve
otomatiğe ayarladım.

hemen hemen iki günde bir hazırladığım postlar yayınlanıcak
(gerçi çok mu önemli anasını satayım)
çok da umrunuzda değil
ahahah
görüşmek üzere esen kalın.

deniz gibi kokmaya gidiyorum


song of the day


Sigur Rós - Sfven-g-Englar

9.09.2010

3-Iron ya da Bin Jip ya da Boş Ev


şimdi farkettim ki daha önceki postumda bahsettiğim
Shi Gan adlı film ile aylar öncesinde izlediğim Bin Jip adlı film
aynı yönetmenin/senaristin elinden çıkmış.
2004 yapımı bir dram o da.

Bin Jip , Shi Gan'la kıyaslanamayacak kadar güzel bir çalışmaydı
neden burda bahsetmedim ondan bilmiyorum.
neredeyse yok denilcek kadar az repliğe sahip ama bu kadar etkileyici bir film izlememiştim
(gerçi çok film izlediğimi de söyleyemem)
üstelik tüm film boyunca yalnızca bir şarkı kullanılmış,
vurucu, güzel bir etkiye sahip iş çıkmış.


şiddetle tavsiye edilcek bir film
İNSANLAR!
merak edin ve izleyin.
pişman olmayacaksınız.

9.08.2010

Shi gan


uzun zamandır yapmadığım birşeyi yapıp kendimi film izlemeye adadım.
izlediklerimden çoğunu da beğeniyorum
(ölüp bitmiyorum)
benim basit zevkimden midir yoksa iyi işlere mi denk geliyorum bilemedim.
bu beğendiklerimden bir tanesi de Time adındaki film
tabi orijinal adında Shi gan imiş 2006 güney kore yapımı bir dram.


ilişkisindeki heycanı daima zirvede tutmak istediği için durmadan estetik ameliyat olup,
yüzünü değiştiren ve sevgilisini takip edip farklı kadınlar olarak karşısına çıkan
psikopat bir kız var filmin ana temasında.

işin psikopatlaşan kısmı bununla da bitmiyor
kız bir şekilde sevgilisinin karşısına çıkıp sevdiriyor gene kendini
ama hiç bir zaman kendi doğal halindeki ilgiyi, sevgiyi, bağlılığı göremiyor
yeni büründüğü kadınlara karşı yani kendi kendini kıskanarak
sinir krizleri geçiriyor, seviglisini de hırpalıyor.

sevgilisini doğal haliyle, olduğu gibi seven harika bir erkeğe sahip aslında
kız ama ne yazık ki bunu idrak edebilcek akıl sağlığında değil.

bir bakıma bana eternal sunshine of a spotless mind'ı hatırlattı.
(öeeaah naptın sen ya diyenleri duyar gibiyim)
yani kadının psikolojisindeki çeşitli korkular adına hafıza sildirmekle,
ilişkinin heycanının bitmesi ve aldatılma endişesiyle estetik olmak arasında çok fark göremedim bir an filmi izlerken.
her ne kadar aynı şeyler olmasa da andırdı diyelim bana.
(sizi bilmem benim yorumum)
gene öyle bir aşk var çünkü filmde de.

filmi izlerken size de öyle gelir mi bilmiyorum ama
ufaktan bir tutukluk var sanki konuşmalarda emin değilim.
başroldeki kızın tutarsızlıklarından da öyle gelmiş olabilir.
belki de yönetmenin ya da kore filmlerinin genel tarzıdır bilemem.
kıyaslayacak kadar kore yapımı ya da Ki-duk Kim filmi izlemedim.
bir de film sırasında yüzünü de değiştirse de
bir insanı sesinden nasıl tanımazsın sorusu belirdi kafamda
neyse işte benim diyeceklerim bu kadar
ben gene de önereyim bir bakın karar verin,
sonuçta izlemekten zevk alınabilcek bir film.

9.06.2010

Ben X


dün izlediğim vurucu bir filmdi Ben X.
Nick Balthazar'ın kitabından uyarlanmış 2007 Belçika yapımı bir dram.
abuk sabuk romantik komediler gündeme otururken
bunun gibi filmler neden arka planda kalır sanki diye düşündürüor insanı.

otizmli doğan bir çocuğun
gençlik yıllarında yaşadığı sıkıntılı zamanları acımasızca ele almışlar konu olarak.
Ben isimli söz konusu karakter insanlar tarafından bombok edilmiş hayatına,
sadece oynadığı bilgisayar oyunlarını gerçek yaşamına uyarlayarak katlanabiliyor.
izlerken hem ağlatıyor
hem de insanlığınızdan utandırıyor.
tavsiye edebilceğim güzel ve her zaman güncelliğini koruyacak bir film.


soundtracki de çok güzel belirtmek isterim.

9.04.2010

bir keresinde bir film aldım




ve içinden genellikle bozuk çıkarken
çalışan ama farklı bir film çıktı.

bir zamanlar, birisine, bir yerlerde
"benim diyemem
ama birilerinin en sevdiği film olmayı fazlasıyla hakediyor
"
yazdırtan bir filmdi.


benim en sevdiğim film(lerden) oldu gerçekten.
nedense ayrı bir sevdiğim
ve
çok sevdim.


ünlü hollywood sanatçılarının oynadığı türden
vasat, ortalama veya tam tersi hırs dolu bir film değil.
sanki daha çok o haliyle varolması için çekilmiş bir eser gibi.

ilk kez bir yanlışlığı bu kadar sevdim
şimdi o kadar öneriler ve yıkama yağlamalarla aldığım
ama neyle karşılaşıcağımı bilmediğim filmler ve vasat komedilerle
dolu bir torbayla dükkandan çıkarken
içimden lütfen
"dream with the fishes"
kadar güzel bir yanlışlık olsun diye geçiriyorum.


9.03.2010

L.A. band The Like are cute as hell and gifted in the way of the dreamy pop hook.


huyumdur hoşuma giden bir grup bulunca
hemen herkese söylemem
ya da önermem
ben lisede dinlerdim
gerçi albümlerini indirip hayal kırıklığına uğramış da olsam
hala dinlerim arada

takımı yenilemişler ve çıtayı biraz ortalama altına çekmişler
lakin ortalama şirin bir rock grubudur kendileri
bazı şarkılarıyla travis'in biraz hırpalanmış hatun versiyonu gibi tınlıyorlar.

yanıltmasın,
özellikle solistleri hem göze hem kulağa hitap ederken
beklentileri düşük tutmakta fayda var.





9.02.2010

hak

çifte standartın tek kelimelik bir sözlük karşılığı olsaydı
bu kesinlikle kürtaj olurdu.

bir kadın dölünü kazıtıcak gücü
-hakkı-
kendinde görüyorsa
ve bu
normal,
yasal,
hatta herşeyden öte bir çözüm olarak algılanıyorsa,
dünyaya gelen bir canın,
ruhun,
neden ailesini kazıyıp atması kabul edilemiyor.

bu bir haksa
neden bu hakkın yıllar sonra bile geçerliliği olmuyor.

yaşamak hamallık.

9.01.2010

video
döndüm..
hiç özlememişim hem de hiç..

çok şey var
hepsini yazıcam..

8.20.2010

ver elini foça!

eğer umrunuzda olursa diye diyorum millet
tatile gidiyorum 10 gün burlarda gözükmeyebilirim.
EGE!

8.17.2010

işsizlik

geçen (dediğim oluyor baya) bir arkadaşım sağolsun beni mimlemişti işsizlik konusunda.
ne vakit bulamadığım, ne de yazmaya istek duymadığımdan,
o an birşeyler paylaşmadım konu üzerine.

nah şimdi yazıyorum buraya işsizliğin ne olduğunu.

belki bu açı,
insanlar yemeye, içmeye üste başa giyecek bulamazken,
biraz paraya muhtaçken şımarıklık gibi gözükücek ordan.
ama bana kalırsa bu da bir açıdan işsizliğin açılımı
ve
işsizlik neymiş biliyor musun..


işsizlik,
parayı bulunca çocuğuna,
gözünün yaşına falan bakmadan
magandaya dönmüş bir kocanın yıkıntıları altında geçinmek için,
15 yılını, hayallerini, gençliğini 800 lira kazanmak uğruna heba etmekmiş.


işsizlik,
çoluğunla çocuğunla vakit geçirip,
evinde, ailenle huzurlu bikaç saat geçirmek için,
çalışma arkadaşlarına karşı,
izin günleri uğruna,
tıpkı leşe üşüşen kargalar gibi kıyasıya rekabet etmek zorunda kalmak
ve
bunun savaşını vermekmiş.


işsizlik,
aileler yüzünden evlendiğin,
sadece önüne sıcak yemek getirmesini dilediğin,
kara cahil bir kadınla evlenmek zorunda kalıp,
yeni doğacak çocuğun için fazladan mesai yapıp,
bir ay hiç durmadan çalışmakmış.



işsizlik,
senden hiçbir üstün vasfı olmayan
kompleksli, avam insanların
ağız kokusunu çekmek zorunda kalmakmış.


işsizlik,
aslında iş bulamamak değil,
telafisi olmayan kayıplarla, yıkımlarla dolu bir hayat yaşamak zorunda kalmakmış bence,
benim gördüğüme göre.








hani yazmıştım herhalde buraya,
stajımın başlayacağını.


gerçekten yeni bir dünya gördüm.
harcanmış bir çok hayat var bana kalırsa,
hepsi bir şekilde hayatta kalmak için çalışıyorlar.

herbiri çeşitli sebeplerden vazgeçmişler kendilerinden.
sadece uzun çöpü çekmek için nefes alıyorlar.
sadece bu sefer sıra onlara gelmesin diye ertesi sabaha tahammül ediyorlar.

ve
benim yarın ordaki son günüm,
haftasonu tatile çıkıp,
döndüğümde,
tatlı öğrencilik günlerime geri dönücem.

ama o güzelim insanlar,
orada kimse varlıklarını bilmeden,
tükeninceye kadar yanmaya devam edicekler.


şu an o denli koymuyor belki,
ama itiraf etmek gerekirse ben,
gelecekten ilk kez bu denli ciddi korktum.


hayattaki denge hep bu şekilde mi olmak zorunda,
birileri saçma sapan gayelerle bir rüyayı yaşarken,
diğerleri birer sokak lambası gibi
sadece iş görmeye ve tükenmeye mi mahkum diye düşünmeden edemedim.
belki de böyle olması gerek.
ama böyle olması gerçeğine üzülüyorum.

8.14.2010

kusura bakmayın da

bu ramazandan nefret ediyorum
ve
mantıklı sebeplerim var.


8.09.2010

aslında tam da dışarıdan gözüktüğü kadar mükemmeliz

çünkü insanlar sizi küçümserler,
ideallerinizi anlamazlar
çünkü işlerine gelmez.
sizi bahçeye bağladıkları köpekten farksız görürler
çünkü
ne istediğiniz, mutluluğunuz önemli değildir,

sadece,
sorun çıkarmadan,
bir an kendi hayatınızı kurup defolup gitmenizdir asıl önemli olan
ve
yaşınızı size karşı bir silah olarak kullanırlar.
kavgasını vermekse ,
tıpkı deli olduğunuzu haykıran bir güruha,
"ben deli değilim"
diye cevap vermenize benzer.

sigorta reklamları bile daha güven vericiyken,
evde bir destek,
bir reis,
bir güç olduğunu savunurlar,
oysaki karşınızdaki bi bok değildir.

bunlar ne şahane yalanlardır.
siz sadece biraz daha olduğunuz yere sinin diye,
biraz daha susun diye,
idare edin ve sorun çıkarmadan büyümeye devam edin diye.


konuşucak(!) insanlar bulduğunuzda sonuçlar hayal kırıklığı olabilir.
halbuki ne çabuk unuturlar,
kendileri bugün hırsları ve idaelleriyle o arabanın,
o evin,
o kariyerin,
o hayatın sahibidirler.
ve aslen,
onların egoları sayesinde bazılarımız bugün bu bokun içinde yüzüp,
varlık içinde yokluk çekmektedir.


benimse,
bu dünyanın götüne dinamit sokup patlatıcak kapasitem var.
bunu yapıcak cesaretim de var.
bi vizyonum ve ideallerim de var.
yalnızca param yok.
hem de hiç yok.

ama master hayalleri kurarken,
ailemin
iki kolontor komşu uğruna hayallerimden ve cep harçlığımdan
tasarruf etmesine izin vermeye de niyetim yok.

eğer bu olucaksa şimdiden kendi yolumu çizmeye de varım.


kaldı ki,

"benim üzerimde bir evim ve iki arabam var,
çalışmak zorunda olanlar devam etsin,
ben mecbur değilim"

dedi.

"iki çocuğum.." demedi.

haklı
"onun bir evi ve iki arabası var
ve
hiçbir mecburiyeti yok."

8.08.2010

şimdi gücenmece yok



kemal kılıçdaroğlunun "uykusuz"u,
neden mizah dergisi olarak görmediği sorusunun cevabı,
bu tarajedide yatıyor olabilir mi!?*

8.06.2010

kendimi patlamış mısır gibi hissediyorum.
bir sınırım var
sonuna kadar dayanıyorum,
kendimi tutuyorum
fakat
bir kez o sınırı aşınca,
bir daha asla o eski küçük mısır tanesi olamıyorum.

bazen çok gerçek
ama
cidden iyi değilim yüzüm gülse de..

8.03.2010

o zaman sen niye, diye sormak lazım adama

öyleyse neden mutsuzsun?*
neden kendin olmak,
olabildiğin kadarı olmak,
gerçek,
neden sana yetmiyor?*

sevemediğim, yetersiz tarafımın getirdiği mutsuzluğu,
neden hayatının merkezi yapmalı insan?*
ufak dünyaların seni şartlandırdığı,
içini zehirlediği
ve
getirdiği önemsiz tatminlerle
mutlu olmanın nesi yanlış?*
belki de en akıllı seçimi yapıyor.
cehennemini yaşamaktansa,
o ezikliğin, yitikliğin,
cennetini yaratıp,
yaşatıyor.


sonuçta
yazık, ziyan evet
ama
hayat bundan ibaretse, içinden ne kadar soyutlanabilir insan.
nereye kadar soyutlanabilir.
sınır yeter mi?*

tezin doğruysa
ve eğer
senin gibi bir kişinin sana yetmesi gerekiyorsa,
mutluluğu nasıl çevresinden bir farkı olmayan,
o sıradan şeyde bulduğunu iddia edebilirsin?*
burda bir yanlışlık var.
bir tutarsızlık.


7.31.2010

damn!

biliyordum fhklsdfhdl..

7.30.2010

7.26.2010

günü kurtarmak adına


çocuklar eğlensin,
evler şenlensin diye
eski unuttuklarımdan bitanesi.

7.24.2010

bakın şimdi ne diycem

güzelce bir kız vardı,
dünyadaki en varoş herifle çıkar,
ve aynı,
yobazlıkla dallanıp budaklanan şehir aygırıyla sevişirdi.
söylediklerinden
erken boşalma sorunu olan bir nokia 3310 ile
mastürbasyon yapmaktan farkı olmadığını anlardınız.
ve her hafta kıçı kırık bir yüzüğü atmaya yemin eder
lakin
etrafı rezil bir hayvanat bahçesi kokusu sardığında
cafelerin ücra köşelerinde bir vermediği kalırdı.


telefonu çaldığında,
benim evimde,
odamda,
olduğunu söyleyemeyez,
ve temmuz sıcağında atlet bluz,
hadi atlet bluzu sikeyim
kolsuz yarım kollu falan bile giyemezdi.
aygırların moda anlayışı mı yoktu
yoksa güzelce kızların beyni mi
kişiliği mi,
bilinmez.

aygırı,
herkesi o güzelce kız gibi zannetip
haddini aştığında
o güzelce kız
çok yakın arkadaşı olanı(!?*)
savunamadı ve uzaklaşmayı tercih etmişti.

halbuki
beynimin her köşesini
umrumda olmayan hayvanından(sahibinden?*)
bahsederek sünnetlerken
hayatı boyunca en iyi arkadaşı olduğuma yemin ederdi.


ve dürüst olmak gerekirse
net olarak son 3 aydır
en yakın arkadaşının(!)
nerde olup, ne yaptığı hakkında en ufak bir bilgisi yok.
tahminen bu kafayla
bir 3 ay daha olmayacak da.

ve hikaye de burda bitti,
uyanabilirsiniz
böyle bişey olmadı varsayın,
ve en yakın arkadaşlarınıza bir telefon açın.

ya da açmayın
bugün aramassanız bişey olmaz.

7.23.2010

çok samimiyetsizim

ama siz de öylesiniz
işte tam olarak,
bu yüzden
bir çoğunuzu sevmiyorum.


7.22.2010

gülcek bişey olduğundan değil



sadece insan kendini neden bu konuma sokar,
anlamadığımdan
.
(resimlerin büyük hali için tıklaman gerektiğini biliyorsun)

7.21.2010

blondie


hani bir kitap vardı karıncaların kimisinin,
insanları tanrı gibi gördüğünden bahseden
bugün yolda yürürken aklıma düştü
acaba ben bir karınca olsaydım,
kırmızı güneş gözlüklerini takmış,
blondie dinleyen
ve yamuk ayak parmaklı ayaklarına geçirdiği
topuklu ayakkabısıyla
beni ezen birinin getirdiği ölümü ve tanrıyı nasıl tanımlardım.

7.16.2010

günü kurtarıyorum 1

hayali arkadaşımla geçen izmirin istanbuldan daha güzel olduğundan bahsettik.
istanbulda olup izmirde olmayan ne var dedik
bi köprü var
köprüyü de siktiret izmirde napcaz
zaten yararlı bişey değil
çile olm çile dedik.
yarın rakı balığa gidiyoruz.

7.13.2010

tragedi

geçen kış otobüste üzerime abanıp,
penisini suratıma dayayan 70lik pezevengin
iki gün önce otobüste
sıcaktan tansiyonu düşüp bayılan kıza yaptığı
babacan yardım hayatın gerçeği değildi de neydi.
bundan sonra birine
"insanlık ölmemiş"
derken
iki kere düşünmez mi insan..

7.12.2010

sevgili tülin şahin Bİ SİKTİRİP GİDER MİSİN


geçen rastladığım bir sitede,
tülin şahin bize zayıflamak için
(hayır nedense yani)
bazı tavsiyeler vermiş haber değeri olmayan bir haberde..

kendine güvenen bank asya oyuncuları gibi poz veren tülin şahinin,
TAVİyeleri arasında zayıflayana kadar zayıf olduğumuzu hayal etmeliymişiz gibi birşeyler okudum
(hayır direk öyle okudum)
neden zayıflamak isteyeyim ki zayıf olsam
bunun mantığı ne
zayıf karılar zayıf olduğu için çok yiyemiyorlar zaten
sen öyle hayal eder zayıflamayı beklerken
elbet birileri çıkar, iki kaşının ortasına bakıp taşağını geçer suratına,
bir de yiyceğini 20-30 kere falan çiğne diyor
taşak mı geçiyorsun derler adama
lokmamı mı sayıcam
ne sikim anlarım ben orda yediğimden ve 3ün 5in hesabını yapmam ben

şimdi konu burda benim kilom değil
haşa..

zira,
BAYANLAR tülin şahini siktir edin
beni dinleyin
zyaıflamanın 3 altın kuralını ben vericem şimdi
NAH;
  • bok gibi paranız varsa her türlü kilo verirsiniz,
  • can sıkıntısından yemek yiycek kadar boş vaktiniz varsa(üstelik yorgun değilseniz gene verirsiniz),
  • zayıf bir sülaleniz varsa gene bi türlü verirsiniz
amk hepinizin..
pozitif düşüncelerinizin..
ve tülin şahin manken de olsan, kadın kadındır LÜTFEN Bİ SİKTİR GİT
teşekkürler.





7.09.2010

olmaz mı öyle arada


geçen hafta herhangi bir gün kalifornyayı kanada zannettim
ve
20 dakika havalara zıpladım
gerçekten kanada olduğuna inandım
sonra aslında oranın kalifornya falan o civar bi yer olduğunu farkettim
hayatımın en mutlu 20 dakikasıydı gerçi
pişman değilim bi daha olsun bi daha sevinirim..

insanlar
bu arada THE PRETENDERS dinleyin..
dinleyin!

sesine ölürüm Chrissie Hynde
kıskanma Jett, Joan Jett..

6.28.2010

bu kum torbası başa geçer


bugün, son dakika umudumu kesmişken ayarlanan ultra t.şaklı stajım başlıyor.
sabah 8, akşam 8 non-stop ayakta geçicek günler geldi,
kaçış da yok
zevk almaya bakıcam artık..

pazar hariç her gün labda olucağım için,
bu önümüzdeki 1.5 ay bu blogdan pek de hayır gelmicek haliyle

"yok artık eskisi gibi güldürmüyorsun"
zihniyetindeki arkadaşlar hayal kırıklığına uğrayabilirler
herkesin gönlünü eğleyemiyorum ne yazık ki..

ama çok isterlerse emre belözoğulunun twitterına falan bakabilirler,
ne de olsa bi ayrı mal..

6.27.2010

hayat işte


çok sevdiğim iki kişi nişanlandılar bi süre önce..
biz beraberken onlar arasında birşey yoktu aslında,
içimi geçirerek ne kadar şirinler değil mi keşke birlikte olsalar diye sormuştum,
evet diye başını sallamıştı..

herşey onların gözü önünde olup bitmişti,
şimdi o iki kişi birlikteler ve çok mutlular..
ben de çok seviyorum onları kardeşimmişçesine
ve ben de en az onlar kadar mutlu hissediyorum ilişkilerini gördükçe
hiç içim acımıyormuşçasına..

6.26.2010

bir kızılderili hikayesi


kabilenin reisi, küçük torunuyla çadırlarının önünde oturuyorlardı
yanlarında biri siyah biri beyaz iki köpek boğuşup duruyordu.
küçük çocuk dayanamadı ve dedesine sordu;
"kendimi bildim bileli bu iki köpek boğuşuyor,
neden onları ayırmıyoruz?*"

reis çocuğa yanıt verdi;
"bu köpekler bana içimizdeki iyi ve kötülüğü hatırlatıyor,
durmadan boğuşmalarını izledikçe içimdeki iyi ve kötünün savaşını hissediyorum."
ve ekledi
"hayatta da iyilik ve kötülük işte böyle durmadan birbiriyle mücadele eder"

çocuk anladı;
"ama bir mücadele varsa kazananı da olmalı"
çocuk hangisinin kazanıcağını bekleyerek köpekleri izledi
bir müddet sonra sıkıldı ve dayanamayarak sordu;
"peki hangisi kazanıcak?*"

işte reis o zaman gülümsedi ve yanıt verdi;
"ben hangisini daha iyi beslersem."


bu küçük ve basit hikayeye,
kitapevinde göz gezdirdiğim
kızılderililerle ilgili bir kitapta rastladım
hoşuma gitti öylece..


kızılderililerle ilgili herşey
küçüklüğümden beri ilgimi çekerdi zaten

6.23.2010

hazırlanmak için


bazen o kadar küçük, amaçsız ve cahil hissediyorum ki kendimi
o rahat, kendinden emin gözüken, neşeli, tazecik 19 yaşında görünürken ben,
kafasının arka odalarında biryerlerde
kendisiyle kavga eden bir kız çocuğu olduğumu bilmiyorlar,
göremiyorlar bile.
insan çoğalarak, artarak büyümeli ya destekle ya da yalnız.

ben bana katıcak herşeyi, hepsini istiyorum
ve anladım ki
insanın çıldırmamak için bi klavuza gereksinimi ciddi anlamda gerçek bazen

tüm sorun klavuzunun nasıl bir otorite olucağı
bilinçaltına yerleştirilen doğruluk zincirlerini zorlarsan,
ufak da olsa ne istediğin hakkında bir fikir sahibi oluyorsun
ve şansın yaver giderse buluyorsun da sanırım.


6.22.2010

şimdi no offence

dün bi kez daha haklı çıkmanın gururunu yaşadım
şimdi alınmaca gücenmece yok

herifler
(sözüm meclisten dışarı)
ama
size sesleniyorum
"harbi çok ucuza gidiyorsunuz!"
çünkü bir erkeğin bir elbise fiyatına satın alınabilceği
gerçeğini merkez kantinde falan görüyoruz artık şahane isnt it coni!?*

geçen gayet gündelik kot, t-shirt giyip gittiğim okulda,
yanımdaki arkadaşıma hayvanlar gibi asılıp,
bana da masada duran emanetmişim de ayıp olmıycakmış edasıyla ismimi soran hıyar
bugün yeni aldığım elbisemi giyip gittiğimde
nedense
bir anda benimle ilgili şeylerle ilgilenir oldu.
konuştuğum şeyler onu meraklandırmaya başladı falan.
o geçen masada kendimi emanet gibi hissettiren adam k.çımın kenarı bile olmadığın gerçeği ve bunun verdiği tatmini yaşattın bana..
yazık
bir elbise alt tarafı!
39.90 TL
çok ucuzsun ve de ezik..
aferin!





6.19.2010

hayırdır

nedense yeni girdiğim bir ortamda
(ortam dediğim de okul, bi dernek, kurs vb bir yer,
arkadaş grubu gibi sınırlı değil)
gözüm bir şekilde birisine takılıyor kız erkek farketmeden,
sonra o yıl içinde mutlaka o kişiyle ilgili bir şey başıma geliyor
ya sevdiğim çocuk o kızla çıkmaya başlar mesela
ya da o gözümün takıldığı her yerde rastladığım kız ilerde başıma bela olur falan..
bir değil iki değil sürekli olunca bu durum
zar zor bir tarafa bırakmayı öğrendiğim önyargılarımı,
ister istemez gene omuzlarıma alır oldum..
acaba algıda seçicilik dedikleri şey mi bu
psişik alemde bir açıklaması var mıdır
yoksa hem içim saf, içim temiz
hem de biraz aptalım da malum mu oluyordur nedir?*
hayırdır inşallah..

6.13.2010

tivitır


mizah anlayışınıza tüküreyim

6.12.2010

itiraf ediyorum bak


"neden spor yapmıyorum"un kanıtı.
ilkokulda, ortaokulda, lisede beden eğitimi 5 olamamış gitmiş bir insanım ben.
çünküüü lisede her ay 4 kez adet olurdum ben(!),
o da her hafta beden eğitiminin olduğu güne rastlardı ne yazık ki.
(vallaha bak!)

tabi ki bu durumun bütün eğitim öğretim hayatım boyunca,
her beden eğitimi dersi,
kıçları birer çift minik kuklalara benzeyen daracık eşofmanlı kızların yanında
kendimi 46 numara gibi hissetmemle hiç alakası yok.
kim çıkarıyor bu lafları, kim kim kim!?*

6.11.2010

bugün bencelerimi sıçıyorum buraya


hiç birşey, hiç kimse vazgeçilmez değilse
sevgi de aşk da yoktur
bence.

ve bence herşey zamanla yoluna giriyor.

bence ne hissedersen hisset,
bir anda çeşit çeşit gelen tüm o duygular
güven, sevgi, aşk vb. kavramların devamlılığının garantisini vermiyor.
bugün hayatında olduğuna inandığın tüm o kavramların yarın uyandığında hala orda olacağının garantisini verebilir mi kimse?*
bi anda sebepsiz ya da gerekli bir gerekçeyle hayatından çıkmış olabilir
ki genelde sebepsiz yok olur gider, biter, azalır(mı)
bence olduğunu savunmak bile saçma bu durumda.

ama bencil yaradılışta olduğumuzdan öyle olmasını istiyoruz,
öyle olduğuna, olacağına inandırıyoruz.
bence hisleri çok ciddiye almamak gerek o yüzden.
sırf nerden nasıl oluştuğunu, geldiğini bilmediğin duygulara takılıp
bunlar var ulan gerçek demek fantazi bence biraz.

sahip olma arzusu var,
hayvanlar gibi düzüşme iç güdüsü var.
neyse işte diyorum ki
ben sıçtım buraya salavat getiriyorum
çünkü bilirsin,
sonuçta ne hissediceğini kontrol edemiyorsun,
ne isteyeceğini kontrol edemediğin gibi.

6.10.2010

dinleyin insanlar: öneriyorum..


metal metal nereye kadar!?*
trip-hop dinleyin,
Archive dinleyin.
özellikle
"you make me feel"
şarkısıyla başlayın.
.

6.09.2010

yeni t-box reklamlarını gördünüz mü












görmediyseniz yakında gösterirler zaten,
ne demişler,
seks sattırır..
ulan t-box!


6.07.2010

yalnızlık zor değil mi

geceleri hele çok fena bastırıyor
öyleki telefonunu kaybeden arkadaşa,
olm telefonunu kaybettiysen sevgilinle nasıl haberleşiyorsun diye mesaj atıyorum
eğitilebilirim en azından
o da yetmeli bazen

6.06.2010

tam meblağ

son zamanlarımı pek bir hızlı aynı zamanda bir o kadar aval geçirdiğim için kısa kısa kusuyorum
geceleri yorgunluğuma rağmen dalmakta güçlük çekiyorum
halbuki ben hep sırt üstü yatarım.
ve penceremin pervazına gözüm takılıyor
gözlerim yarı açık ama sabit sabit bütün gece oraya bakıyorum.
herkes en iyi kendi tavanını bilir
ama ben tavanıma bakamıyorum
çünkü gözlerimi tam tepeme dikmem lazım fakat ben yarı açık tutabiliyorum
gene de ölü gibi ve tavanına bakan
insandaki aynı mallık yok değil var.


5.28.2010

çok üzgünüm finallerim ve çeşitli sebepler yüzünden buraları baya bir boşlamak zorundayım bi okuyan ben değilim ama kurtarılcak çok şey var blogdan evel..
herkese iyi tatiller şimdiden.
(okulların kapanmasına ithafen)

5.24.2010

.

sağlık sorunları nedeniyle refakatçi olarak annemle hastanede kalmam gerek..
yazamıycam bir hafta yokum..

5.22.2010

içten en azından


baya savsaklamıştım da raporlarımı..

5.19.2010

hayat çok rerörerö


dün yolda yürürken park halindeki bir araca şöför kapısındaki aynadan çarptım..
haliyle içindeki insanlar irkilerek baktılar..
ben de yan aynayı kontrol ettim
ve
içerdekilere kasko olup olmadığını sordum..

5.18.2010

patrişya

eğer insanların beni görmemeleri için
olduğum yere bir çukur kazmam gerekseydi
bunu yapardım..

5.16.2010

ama iç tarafıydı

dün yediğim muzun kabuğuna
sakız yapıştırmaya çalıştım bunu sanırım dünyadaki insanların%95'i
-belki de daha fazlası-
denememiştir..
yapışmadı ama ben özel hissettim..

5.14.2010

çok iyi oldu çok da güzel oldu


CV'e bir foto daha koysaydım iyiydi

5.12.2010

tanrı var
ama
beni farketmesi için eline tutuşturacak kadar nakitim yok..
tanrının beni görmesi için param olması gerek,
para kazanmak içinse kimyaya katlanmama
ancak o zaman
tanrı beni görebilir
ve
duyabilir,
hatta istersem kalçamı bile mıncıklayabilir..
ama hiç yeteri kadar nakitim yok
ve hiç bir zaman ihtiyacım olduğu kadar nakitim olmaz,
ve tanrı sadece nakitle çalışıyor..

5.07.2010

bu ne perhiz/what is this/aman özgür/you cant touch this


..
(resimlerin büyük hali için tıklayınız)

bir insanın bu kadar ego sahibi ve kompleksli olması için özgüveninin nerdeyse tamamını akşam yemeğinden sonra klozete sıçmış olması gerek..

bilen adam saldırmaz azizim tıpkı havlayan köpeğin ısırmadığı gibi,
ben bunu bilir bunu söylerim..


sanırım şu saatten sonra özgüre ancak Derya Baykal el atsa yeridir..
çünkü birşeylerden kalan parça pinçik şeylerle ancak o atkı bere falan yapıyor..
en iyi derya abla değerlendirir özgürde kalan özgüven parçacıklarını sanırım..

bunu sevdiyseniz buna da bakabilirsiniz:

www.gotumgogemierdisimdi.com

www.senyuruyedurozgur.net


www.bizneucakmuhendislerigordukaslindayoktular.org

http://yasininadamiolcolukcocuklaugrasmainterneticiddiyealma.blogspot.com

5.06.2010

merhaba ben elizabeth!


onun hayatımın erkeği olduğunu anladığımda kendimi aynen böyle tanıtıcağım
"MERHABA BEN ELIZABETH!"

evet..

çünkü iş yerimdeki lab temposu, okuldaki lablarımı aratmayacaksa
bir cinsel hayatımız olmayacak demektir..
bana çocuk bakan, yemek yapan ve cinsel hayatı olmayan bir erkek lazım..


öyleyse 55 yaş üzeri bir kadınla evlenmem gerek..