8.20.2010

ver elini foça!

eğer umrunuzda olursa diye diyorum millet
tatile gidiyorum 10 gün burlarda gözükmeyebilirim.
EGE!

8.17.2010

işsizlik

geçen (dediğim oluyor baya) bir arkadaşım sağolsun beni mimlemişti işsizlik konusunda.
ne vakit bulamadığım, ne de yazmaya istek duymadığımdan,
o an birşeyler paylaşmadım konu üzerine.

nah şimdi yazıyorum buraya işsizliğin ne olduğunu.

belki bu açı,
insanlar yemeye, içmeye üste başa giyecek bulamazken,
biraz paraya muhtaçken şımarıklık gibi gözükücek ordan.
ama bana kalırsa bu da bir açıdan işsizliğin açılımı
ve
işsizlik neymiş biliyor musun..


işsizlik,
parayı bulunca çocuğuna,
gözünün yaşına falan bakmadan
magandaya dönmüş bir kocanın yıkıntıları altında geçinmek için,
15 yılını, hayallerini, gençliğini 800 lira kazanmak uğruna heba etmekmiş.


işsizlik,
çoluğunla çocuğunla vakit geçirip,
evinde, ailenle huzurlu bikaç saat geçirmek için,
çalışma arkadaşlarına karşı,
izin günleri uğruna,
tıpkı leşe üşüşen kargalar gibi kıyasıya rekabet etmek zorunda kalmak
ve
bunun savaşını vermekmiş.


işsizlik,
aileler yüzünden evlendiğin,
sadece önüne sıcak yemek getirmesini dilediğin,
kara cahil bir kadınla evlenmek zorunda kalıp,
yeni doğacak çocuğun için fazladan mesai yapıp,
bir ay hiç durmadan çalışmakmış.



işsizlik,
senden hiçbir üstün vasfı olmayan
kompleksli, avam insanların
ağız kokusunu çekmek zorunda kalmakmış.


işsizlik,
aslında iş bulamamak değil,
telafisi olmayan kayıplarla, yıkımlarla dolu bir hayat yaşamak zorunda kalmakmış bence,
benim gördüğüme göre.








hani yazmıştım herhalde buraya,
stajımın başlayacağını.


gerçekten yeni bir dünya gördüm.
harcanmış bir çok hayat var bana kalırsa,
hepsi bir şekilde hayatta kalmak için çalışıyorlar.

herbiri çeşitli sebeplerden vazgeçmişler kendilerinden.
sadece uzun çöpü çekmek için nefes alıyorlar.
sadece bu sefer sıra onlara gelmesin diye ertesi sabaha tahammül ediyorlar.

ve
benim yarın ordaki son günüm,
haftasonu tatile çıkıp,
döndüğümde,
tatlı öğrencilik günlerime geri dönücem.

ama o güzelim insanlar,
orada kimse varlıklarını bilmeden,
tükeninceye kadar yanmaya devam edicekler.


şu an o denli koymuyor belki,
ama itiraf etmek gerekirse ben,
gelecekten ilk kez bu denli ciddi korktum.


hayattaki denge hep bu şekilde mi olmak zorunda,
birileri saçma sapan gayelerle bir rüyayı yaşarken,
diğerleri birer sokak lambası gibi
sadece iş görmeye ve tükenmeye mi mahkum diye düşünmeden edemedim.
belki de böyle olması gerek.
ama böyle olması gerçeğine üzülüyorum.

8.14.2010

kusura bakmayın da

bu ramazandan nefret ediyorum
ve
mantıklı sebeplerim var.


8.09.2010

aslında tam da dışarıdan gözüktüğü kadar mükemmeliz

çünkü insanlar sizi küçümserler,
ideallerinizi anlamazlar
çünkü işlerine gelmez.
sizi bahçeye bağladıkları köpekten farksız görürler
çünkü
ne istediğiniz, mutluluğunuz önemli değildir,

sadece,
sorun çıkarmadan,
bir an kendi hayatınızı kurup defolup gitmenizdir asıl önemli olan
ve
yaşınızı size karşı bir silah olarak kullanırlar.
kavgasını vermekse ,
tıpkı deli olduğunuzu haykıran bir güruha,
"ben deli değilim"
diye cevap vermenize benzer.

sigorta reklamları bile daha güven vericiyken,
evde bir destek,
bir reis,
bir güç olduğunu savunurlar,
oysaki karşınızdaki bi bok değildir.

bunlar ne şahane yalanlardır.
siz sadece biraz daha olduğunuz yere sinin diye,
biraz daha susun diye,
idare edin ve sorun çıkarmadan büyümeye devam edin diye.


konuşucak(!) insanlar bulduğunuzda sonuçlar hayal kırıklığı olabilir.
halbuki ne çabuk unuturlar,
kendileri bugün hırsları ve idaelleriyle o arabanın,
o evin,
o kariyerin,
o hayatın sahibidirler.
ve aslen,
onların egoları sayesinde bazılarımız bugün bu bokun içinde yüzüp,
varlık içinde yokluk çekmektedir.


benimse,
bu dünyanın götüne dinamit sokup patlatıcak kapasitem var.
bunu yapıcak cesaretim de var.
bi vizyonum ve ideallerim de var.
yalnızca param yok.
hem de hiç yok.

ama master hayalleri kurarken,
ailemin
iki kolontor komşu uğruna hayallerimden ve cep harçlığımdan
tasarruf etmesine izin vermeye de niyetim yok.

eğer bu olucaksa şimdiden kendi yolumu çizmeye de varım.


kaldı ki,

"benim üzerimde bir evim ve iki arabam var,
çalışmak zorunda olanlar devam etsin,
ben mecbur değilim"

dedi.

"iki çocuğum.." demedi.

haklı
"onun bir evi ve iki arabası var
ve
hiçbir mecburiyeti yok."

8.08.2010

şimdi gücenmece yok



kemal kılıçdaroğlunun "uykusuz"u,
neden mizah dergisi olarak görmediği sorusunun cevabı,
bu tarajedide yatıyor olabilir mi!?*

8.06.2010

kendimi patlamış mısır gibi hissediyorum.
bir sınırım var
sonuna kadar dayanıyorum,
kendimi tutuyorum
fakat
bir kez o sınırı aşınca,
bir daha asla o eski küçük mısır tanesi olamıyorum.

bazen çok gerçek
ama
cidden iyi değilim yüzüm gülse de..

8.03.2010

o zaman sen niye, diye sormak lazım adama

öyleyse neden mutsuzsun?*
neden kendin olmak,
olabildiğin kadarı olmak,
gerçek,
neden sana yetmiyor?*

sevemediğim, yetersiz tarafımın getirdiği mutsuzluğu,
neden hayatının merkezi yapmalı insan?*
ufak dünyaların seni şartlandırdığı,
içini zehirlediği
ve
getirdiği önemsiz tatminlerle
mutlu olmanın nesi yanlış?*
belki de en akıllı seçimi yapıyor.
cehennemini yaşamaktansa,
o ezikliğin, yitikliğin,
cennetini yaratıp,
yaşatıyor.


sonuçta
yazık, ziyan evet
ama
hayat bundan ibaretse, içinden ne kadar soyutlanabilir insan.
nereye kadar soyutlanabilir.
sınır yeter mi?*

tezin doğruysa
ve eğer
senin gibi bir kişinin sana yetmesi gerekiyorsa,
mutluluğu nasıl çevresinden bir farkı olmayan,
o sıradan şeyde bulduğunu iddia edebilirsin?*
burda bir yanlışlık var.
bir tutarsızlık.