9.29.2010

wasted youth

insanlar yaşadıkları yerleri,
ne kadar kötü olursa olsun
sırf
geri getiremiyecekleri zamanların anıları uğruna mı severler?*

katlanamıyacağımız bir yeri düşündüğümüzde
orda mutlu olanlar bizden daha mı optimistler
yoksa sorun bizde mi?*

biz hoşgörme, uyum sağlama
ve
hayattan tat alma yeteneklerinden mi yoksunuz?*

9.26.2010

aslında ben iyiyim ama çevrem kötü

bir arkadaşım
bütün işlerimin ters gitmesinin sebebinin,
sağ bileğimdeki dövmeden olduğunu söylüyor.
çünkü ben abdest alamıyormuşum
alsam bile sayılmıyormuş
ve
böylece bütün işlerim
cenabetmişimcesine
(oha)
ters gidiyormuş.


gülümsüyorum
çünkü
rengarenk dünyalar var.

9.24.2010

9.22.2010

iyi ki doğdun seco!

nice yaşlarına dostum!

9.21.2010



insanlar en kötüsünün hep bir şekilde "ayrılmak" olduğunu düşünürler.
hiç düşünürler mi peki
zorluklarla dolu da olsa herkesin kendi hayatını kurması varken,
ya bir arada katlanmak zorunda kalsalardı
nasıl hissettirirdi?*

tahammüle dayalı ilişkilerle,
huzur,
evimize kapıcımızdan bile az geliyor halbuki.


hiç bir zaman ailesine düşkün bir çocuk olmadım,
benim için önemli olan bazı değerleri körelttiler çünkü

9.19.2010

9 köy misali

bazen şunu anlamıyorum,
herkes birbirini, ilişkilerini gelişigüzel hiçe sayıp
her lafı işine geldiği gibi savururken
ve
yine de el üstünde tutulurken,


neden
ben gerçekleri haykırdığımda
yerin dibine sokuluyor,
yapayalnız kalıyorum.

sonuçta sikeni seven bir millet değil miyiz
peki öyleyse neden bende işe yaramıyor.



9.17.2010

bir kız varmış


Carey Mulligan
85 doğumlu, sevimli, gamzeleri olan, ingiliz bir kızcağız
oyuncuymuş da
ben daha önce denk gelmemiştim filmlerine,
An Education isimli film vasıtasıyla farkettim.

birkaç filmini daha izlemeyi düşünüyorum, oyunculuğu hoşuma gitti, beğendim.

9.15.2010

farzedin dertleşiyoruz

ve ben size soruyorum
hiç birileri
sizden birkaç yaş büyük olduğu için yarattığı
eyfel kulesi misali egosuyla
(sırf ailenizin takdirini kazandı diye)
hayatınız üzerinde hak iddia etti mi?*

erkekse,
eli ekmek tutmaya başladıysa,
sizden sadece 3-5 yaş büyükse,
sırf kan bağınız var
ve
ailenizin gözünü iyi çocuk olarak boyadı
diye bunları yapıyorsa
ama
üzerinizde hiç bir emeği bulunmuyorsa

bu cüreti kendinde bulmasını nasıl karşılarsınız?*

hiç her tarafıyla ayrı mücadele zorunda kaldığınız bir sülaleniz var mı?*

ben söyleyeyim;

bir bok değilsin.

9.14.2010

böyle bir cenabetlik yok

sırtımı deşercesine koltuğumu tutan dedeler mi istersin,
koltuğumun altına kadar bacaklarını uzatanı mı,
gece yolculuğunda ışıkları açarak, entellektüelliğini konuşturan
ama
toplu ulaşım araçlarında nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen aydın öküzleri mi,
yoksa kucağıma yatarak gidenleri mi,
hepsi beni bulur zaten.

9.12.2010

siz bunu okurken,

ben izmir'e yola çıkmış olucağım
nihahahahahah

ve
yaklaşık 3 hafta orda kalacağım
blogu boşlamayacağım
çünkü
yazmak istediğim herşeyi yazasım geldikçe düzenledim
ve
otomatiğe ayarladım.

hemen hemen iki günde bir hazırladığım postlar yayınlanıcak
(gerçi çok mu önemli anasını satayım)
çok da umrunuzda değil
ahahah
görüşmek üzere esen kalın.

deniz gibi kokmaya gidiyorum


song of the day


Sigur Rós - Sfven-g-Englar

9.09.2010

3-Iron ya da Bin Jip ya da Boş Ev


şimdi farkettim ki daha önceki postumda bahsettiğim
Shi Gan adlı film ile aylar öncesinde izlediğim Bin Jip adlı film
aynı yönetmenin/senaristin elinden çıkmış.
2004 yapımı bir dram o da.

Bin Jip , Shi Gan'la kıyaslanamayacak kadar güzel bir çalışmaydı
neden burda bahsetmedim ondan bilmiyorum.
neredeyse yok denilcek kadar az repliğe sahip ama bu kadar etkileyici bir film izlememiştim
(gerçi çok film izlediğimi de söyleyemem)
üstelik tüm film boyunca yalnızca bir şarkı kullanılmış,
vurucu, güzel bir etkiye sahip iş çıkmış.


şiddetle tavsiye edilcek bir film
İNSANLAR!
merak edin ve izleyin.
pişman olmayacaksınız.

9.08.2010

Shi gan


uzun zamandır yapmadığım birşeyi yapıp kendimi film izlemeye adadım.
izlediklerimden çoğunu da beğeniyorum
(ölüp bitmiyorum)
benim basit zevkimden midir yoksa iyi işlere mi denk geliyorum bilemedim.
bu beğendiklerimden bir tanesi de Time adındaki film
tabi orijinal adında Shi gan imiş 2006 güney kore yapımı bir dram.


ilişkisindeki heycanı daima zirvede tutmak istediği için durmadan estetik ameliyat olup,
yüzünü değiştiren ve sevgilisini takip edip farklı kadınlar olarak karşısına çıkan
psikopat bir kız var filmin ana temasında.

işin psikopatlaşan kısmı bununla da bitmiyor
kız bir şekilde sevgilisinin karşısına çıkıp sevdiriyor gene kendini
ama hiç bir zaman kendi doğal halindeki ilgiyi, sevgiyi, bağlılığı göremiyor
yeni büründüğü kadınlara karşı yani kendi kendini kıskanarak
sinir krizleri geçiriyor, seviglisini de hırpalıyor.

sevgilisini doğal haliyle, olduğu gibi seven harika bir erkeğe sahip aslında
kız ama ne yazık ki bunu idrak edebilcek akıl sağlığında değil.

bir bakıma bana eternal sunshine of a spotless mind'ı hatırlattı.
(öeeaah naptın sen ya diyenleri duyar gibiyim)
yani kadının psikolojisindeki çeşitli korkular adına hafıza sildirmekle,
ilişkinin heycanının bitmesi ve aldatılma endişesiyle estetik olmak arasında çok fark göremedim bir an filmi izlerken.
her ne kadar aynı şeyler olmasa da andırdı diyelim bana.
(sizi bilmem benim yorumum)
gene öyle bir aşk var çünkü filmde de.

filmi izlerken size de öyle gelir mi bilmiyorum ama
ufaktan bir tutukluk var sanki konuşmalarda emin değilim.
başroldeki kızın tutarsızlıklarından da öyle gelmiş olabilir.
belki de yönetmenin ya da kore filmlerinin genel tarzıdır bilemem.
kıyaslayacak kadar kore yapımı ya da Ki-duk Kim filmi izlemedim.
bir de film sırasında yüzünü de değiştirse de
bir insanı sesinden nasıl tanımazsın sorusu belirdi kafamda
neyse işte benim diyeceklerim bu kadar
ben gene de önereyim bir bakın karar verin,
sonuçta izlemekten zevk alınabilcek bir film.

9.06.2010

Ben X


dün izlediğim vurucu bir filmdi Ben X.
Nick Balthazar'ın kitabından uyarlanmış 2007 Belçika yapımı bir dram.
abuk sabuk romantik komediler gündeme otururken
bunun gibi filmler neden arka planda kalır sanki diye düşündürüor insanı.

otizmli doğan bir çocuğun
gençlik yıllarında yaşadığı sıkıntılı zamanları acımasızca ele almışlar konu olarak.
Ben isimli söz konusu karakter insanlar tarafından bombok edilmiş hayatına,
sadece oynadığı bilgisayar oyunlarını gerçek yaşamına uyarlayarak katlanabiliyor.
izlerken hem ağlatıyor
hem de insanlığınızdan utandırıyor.
tavsiye edebilceğim güzel ve her zaman güncelliğini koruyacak bir film.


soundtracki de çok güzel belirtmek isterim.

9.04.2010

bir keresinde bir film aldım




ve içinden genellikle bozuk çıkarken
çalışan ama farklı bir film çıktı.

bir zamanlar, birisine, bir yerlerde
"benim diyemem
ama birilerinin en sevdiği film olmayı fazlasıyla hakediyor
"
yazdırtan bir filmdi.


benim en sevdiğim film(lerden) oldu gerçekten.
nedense ayrı bir sevdiğim
ve
çok sevdim.


ünlü hollywood sanatçılarının oynadığı türden
vasat, ortalama veya tam tersi hırs dolu bir film değil.
sanki daha çok o haliyle varolması için çekilmiş bir eser gibi.

ilk kez bir yanlışlığı bu kadar sevdim
şimdi o kadar öneriler ve yıkama yağlamalarla aldığım
ama neyle karşılaşıcağımı bilmediğim filmler ve vasat komedilerle
dolu bir torbayla dükkandan çıkarken
içimden lütfen
"dream with the fishes"
kadar güzel bir yanlışlık olsun diye geçiriyorum.


9.03.2010

L.A. band The Like are cute as hell and gifted in the way of the dreamy pop hook.


huyumdur hoşuma giden bir grup bulunca
hemen herkese söylemem
ya da önermem
ben lisede dinlerdim
gerçi albümlerini indirip hayal kırıklığına uğramış da olsam
hala dinlerim arada

takımı yenilemişler ve çıtayı biraz ortalama altına çekmişler
lakin ortalama şirin bir rock grubudur kendileri
bazı şarkılarıyla travis'in biraz hırpalanmış hatun versiyonu gibi tınlıyorlar.

yanıltmasın,
özellikle solistleri hem göze hem kulağa hitap ederken
beklentileri düşük tutmakta fayda var.





9.02.2010

hak

çifte standartın tek kelimelik bir sözlük karşılığı olsaydı
bu kesinlikle kürtaj olurdu.

bir kadın dölünü kazıtıcak gücü
-hakkı-
kendinde görüyorsa
ve bu
normal,
yasal,
hatta herşeyden öte bir çözüm olarak algılanıyorsa,
dünyaya gelen bir canın,
ruhun,
neden ailesini kazıyıp atması kabul edilemiyor.

bu bir haksa
neden bu hakkın yıllar sonra bile geçerliliği olmuyor.

yaşamak hamallık.

9.01.2010


döndüm..
hiç özlememişim hem de hiç..

çok şey var
hepsini yazıcam..