10.30.2010

ARTIK KENDİMİ KANDIRMAKTAN VAZGEÇİP
SAÇMA SAPAN ŞEYLERLE İLGİLENMEYİ
BIRAKSAM
VE
BİR AN EVVEL
DERS ÇALIŞMAYA BAŞLASAM
ÇOK İYİ
ÇOK GÜZEL
ÇOK HAYIRLI
OLUCAK!!!11

O YÜZDEN ŞİMDİ
AYIN 15İNE KADAR BURASI DAHİL
HERHANGİ BİR SOSYAL AĞA DÖNMEMEK
ÜZERE SİKTİR OLUP GİDİYORUM!!

VALLAHİ SÖZ KENDİME!

10.28.2010

lovely and vulnerable prostitute takes in a young orphaned boy.


kızların içlerinde buz küpleri vardır,
bazen çok derinlerde olurlar
erkekler kızları çok sulugözlü zannederler
ama aslında sadece buzları eriyordur.


10.26.2010

güvenliğe bir alkış,

samimiyeti için.

son zamanlarda başıma gelen en ilginç olay bu herhalde,
okula girmek üzereyken kimlik kontrolü yapan güvenlik
çıkardığım kimliğime bir baktı
sonra bir daha eğilip okul kimliğimin yanındaki kepli fotoğrafıma baktı
en son dönüp suratıma baktı
"saçların koyu iken daha güzelmiş, siyah yap gene"
dedi.

samimiyeti hoşuma gitti
sahi mi deyip gülümsedim
sonra bölümümün olduğu binaya doğru ayrıldım ordan
şaşırdım ama baya
dört yıldır bu okuldayım ilk kez böyle bişey yaşadım
kimliğime pek doğru dürüst bakmazlardı bile



neyse tek bir şey var yalnız anlamadığım
saçlarım şimdi de koyu zaten heh.

10.17.2010

tam bir hafta sonra gelen kritik


tam bir hafta önce bugün doğum günümdü.
güzel bir gündü
son dakika aradığımda seve seve ikiletmeden
gelen insanlarla olduğum bir gündü.

kimseyi hediye telaşına sokmamak için doğum günüm olduğundan bahsetmeden
sadece çıkalım mı bu akşam
teklifime gelen insanlarla geçen bir gündü.

doğum günü benim için o senenin güzel geçip geçmediğini belirleyen gündür,
en hevesle giyinip kuşandığım gündür
ve her sene ağladığım gündür
muhakkak sinir bozan birşeyler çıkar,
hatırlanır
ve muhakkak en önemsiz, en boş hissettiren gün olmuştur.


öyle sikimdirik sevgililer günü, anneler günü teranesi yapan insanlardan değilim,
nefret ederim,
insanları bilemem de doğum günü benim için özeldir yani
her sene bir kere gelir
ve
kişiye özeldir
önemlidir
telafisi de olmaz.


benim çok kırgınlıklarım var.
şunu da kolayca söyleyebiliyorum ki
kurduğum tüm insan ilişkilerinden utanıyorum.
tüm arkadaşlıklarımdan utanıyorum.
bu kadar çok insanın içindeyken
herkesin kendim gibi olmasını beklemiyorum

ama gene de
birilerinin de olsa samimiyetini, arkadaşlığını
gerçekten kazanamamış olmaktan utanıyorum.

hiçbir emeğin,
hiçbir özverinin karşılığını görememekten
sadece
birileri ağlıyacağı zaman hatırlanmaktan iğreniyorum.
birilerinin bahanelerinden,
açıklamalar yapmasından iğreniyorum.


en bel bağladığım, en temel ilişkilerimin
bile boş beleş olması
beni düşündürüyor
ama
artık bunları aşmayı istiyorum
düşünmeyi istemiyorum.

hani böyle bazı arkadaş grupları vardır,
etrafımızda dalga geçtiğimiz,
bir boka benzetemediğimiz
ama
asıl bir bok olamayanların
biz olduğunu görmekten utanıyorum.

bir doğum günü için bu etiketlemeyi yapmak mantıklı mı,
elinin tersiyle silip atmayı akıl alır mı,
insanlık hali olamaz mı
laflarına inanmıyorum, evet olamaz.
1 saatini ayırabilme özverisini göstermek
üstelik insanın kötü gününde bile değilken
bu kadar zorsa
evet ben bu zorlama ilişkileri istemiyorum.
birirlerinin o gün olmasa da bi gün öncesi, sonrası hala orada olamamalarından iğreniyorum.

bazı şeyler içten gelir çünkü
ben yalnız kalmaktan korkan bir insan değilim,
yalnız olma, kalma düşüncesi bana koymuyor.
bana koyan tek şey bu kadar insan içinde yalnız kalma düşüncesi çünkü.


o yüzden iğreniyorum,
iğreniyorum,
ve iğrendiğim kadar da utanıyorum.


ve
bunlara rağmen bazıları yanında olamayanlara da teşekkür eder ya
ben teşekkür etmiyorum,
edemiyorum,
o kadar iyimser değilim,

kişisel değil,
nerdeyse herkese gülümsemek
o kadar da içimden gelmiyor artık.



siz de uyanın,
yalnızlığı seçmek, enayiliği seçmekten her zaman daha iyidir.
çünkü yalnızlığı seçsen de
her zaman birileri gelir.


iyi ki doğmuşum..

10.15.2010

benim zaman zaman yaşadığım bazı küçük çaplı şoklar var
aslında incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler,
saçma gelebilecek şeyler,
ama kendimi çok başka hissettiren, değişik hissettiren şeyler.

mesela küçüklüğümden beri tüm seyahatlere arabamızla gideriz biz,
babam askerdi benim
mükemmeliyetçi ve hazırlıklı adamdır
a planı yoksa b, b planıyoksa mutlaka bir c planı düşünür,
biz ne zaman uzun yollara olsun, şehir içi trafiğe olsun çıkıcak olsak
babam ayna, yağ, lastik havası, vs gereken herşeyi her zaman kontrol eder ve yenilerdi.

komik gelicek belki ama nasıl alışmışsam
benim için arabamızın lastiği asla patlamayacak birşeydi.
fakat hayatımda ilk kez geçen sene lastiğimizin patladığına şahit oldum
babam arabayı kenara çekip ininceye kadar da inanamadım.
büyük bir şoktu benim için o an
komik falan belki ama
benim bacak kadar bir kızken oluşan tabularımdan biri yıkıldı o gün.

artık ne zaman arabamıza binsem ister istemez bir güvensizlik üzerime çökmüyor değil
çünkü o babamın arabası eskisi gibi güvenilir gelmiyor artık nedense.


bugün de gene benzer şoklardan birini yaşadım
ben çok fazla fenalaşırım,
ayılırım, bayılırım falan ama babamın hiç o kadar ciddi fenalaştığını görmedim.
düşündüğümde onu yığılırken hayal edemezdim aslında
çünkü
benim babam 1.90 boyunda, 120 kilo bir adam
ve nedense hiç birşey olmaz
yıkılmaz devrilmez bir adam gibi oturmuş bende hep.
bugün annem babamın fenalaştığını söylediğinde bile inanmadım aslında
garip yani ne kadar kötü olmuştur ki diye gayri ihtiyari gittim yanına
ilk kez babamı o kadar kötü gördüm.
sarı beyaz suratını, morlaşmış dudaklarını ve göz kapaklarını görünce
işin ciddiyetine vardım.

sonra babam,
bana göre devrilmez düşmez o adam korkunç hırıltıyla yığılıverdi
nasıl bir kuvvetse kaldırdım onu
ve o an kaymış gözlerine, acaip suratına falan abkınca
bir kez daha bir tabum yıkılıyormuş gibi hissettim.
gene o şoku yaşadım
panik yapmadım
herhalde o şoktan şaşırdım ve korktum daha çok.

kalp krizi falan geçirdiğini düşündüm.
onu öylece tutup anneme sakin ol demekten başka ne yapacağımı bilemedim .
binlerce şey geçti kafamdan

annem, benim yaşımdayken kalp krizinden kaybetmiş babasını,
ilk kez
çok da imkansız bir ihtimal gibi gelmedi bana da aynısının olması.

neyseki ciddi birşeyi yoktu sadece tansiyonu gereksizce düşmüştü
ama ilk kez onu o halde gördüm
ilk kez ölücekmiş gibi kötü gözüküyordu.


açıkçası babamı pek sevmem,
hatta nefret ettiğim zamanlarım çok oldu
ve
ona karşı haklı kızgınlıklarım da aynı şekilde yadsınamayacak kadar çok.

ama gene de korkunçtu işte.
binbir güçle ayağa kalkması
sonra kusması,
sendelemesi,
onu kaldırırken korkunç renksiz kafasının üzerime dayanması
falan korkuttu beni.


benim babamın arabasının tekeri patladı,
bir gün daha kötüsü de olabilir.
evet.


tuhaf olansa
mantığının bilincinde olduğun gerçeği
tecrübe ettiğinde aslında tamamen kabullenememiş olduğunu farketmek.






10.10.2010

10.10.10

bana dicek bırakmamış piçler..


10.09.2010

hangisi daha zor

hayallerin için çabalamak,
türlü şeyle mücadele etmek zorunda kalmak,
yıpranmak mı?*

yoksa yıpranmak için herşeye göğüs gerip,
tüm düzenini geride bırakma cesaretini göstermek mi?*

10.07.2010

Au Revoir Simone


böyle bir grup var bağrıma bastığım..

10.05.2010

döndüm, mutlu musun piç!


ankara'da üniversiteli olmak bunun kadar birşey işte..

10.02.2010

en baştan söyleselerdi

atmık olarak girdiğim dölde onca sperm arasında birinci gelmezdim.

yani demek istediğim,
sizden tamamen farklı,
sizi anlamak umurlarında olmayan,
sadece iyi bir kazancınız
ve
evleninceye kadar orospu olmamanızla ilgilenen
insanlara muhtaç olmanın
aile olmak olduğunu söyleselerdi.

bunu yapmazdım,
nasıl bilmiyorum ama yapmazdım.