1.30.2012

1.25.2012

martina topley-bird arkadaşlar!


geçenlerde Massive Attack dinlerken 
o ayıla bayıla dinlediğim Babel'i söyleyenin kim olduğunu merak ettim.

bir gazla aradığımdaysa 
Martina Topley-Bird adında oldukça idealist bir kadınla karşılaştım 
çünkü onunla ilgili okuduğum yazıların birinde aynen şöyle yazıyordu;


"Martina beş yıl sonra çıkan ilk albümü The Blue God'da şöyle fısıldar:
» Söyleyecek bir sözüm var. Ya senin var mı?»

Martina Topley Bird için müzik yaratıcı akışa kendine bırakmak olduğu kadar
dinleyiciye de meydan okumak. Bunu şöyle açıklıyor:

» Bana göre müzik yüzeyin altında kalan düşüncelere ve duygulara ulaşmak. 
Müziği hayatın içindeki duygusal katmanları keşfetmenin bir yöntemi olarak kullanıyorum.» "

nedense o harika sesli kadının yaptığı işler hakkında kendinden bu kadar emin demeçler vermiş olması
onunla ilgili olan her şeye olan merakımı en az sesi kadar çok çekti.

kendisi zaten bayaaaadır piyasadaymış ama dinlemek bana ancak bugünlere nasip olmuş,

ingiliz doğumlu 36 yaşındaki bu mükemmel sesli kadın
bir çok Tricky şarkısında düet yapmış bulunmaktaymış
(hatta sadece düet yapmakla kalmamışlar okuduklarım doğruysa heheh)
ve 1993 yılından bu yana 4 albüme ve 7 single'a sahipmiş.

o albümleri dinlerken neden günlerce babel'i tekrar tekrar dinliceğime 
daha önceden araştırıp 
bu albümleri dinlemedim diye hayıflandım ve o gazla 
gene Massive Attack'in çok sevdiğim Paradise Circus'undaki vokali de araştırdım 
bulduğum sonuç Martina Topley-Bird kadar tatmin edici oldu.

Hope Sandoval hakkındaki yazımı da bir kaç güne yayınlıcam.

1.22.2012

hepinizin isyanıydım ben.


hepinizin sesiyim fhdjskjdhfdjsk

1.20.2012

BOY!

grubun ismini o kadar kötü seçmişler ki 
onlar hakkında ne zaman bir şeyler aramaya kalksanız 
abuk sabuk şeylerle karşılaşıyorsunuz
neyseki güç bela aradığınızı bulduğunuzda değiyor.


BOY 
yalanım olmasın ama 2011 çıkışlı yani henüz çiçeği burnunda 
bir indie rock grubu 
Valeska Steiner ile Sonja Milena Glass isminde
aslen Zurich ve Hamburglu iki kız tarafından kurulmuş.
bu geçtiğimiz yıl içinde 

"Mutual Friends"
 isimli albümlerini çıkarmışlar, çok da iyi yapmışlar.

benim tavsiyem şimdiden
 dinlemeye başlayın ki 
iki gün sonra Grey's Anatomy ya da House'un bilmem kaçıncı sezonun sonunda çaldığını duyarsanız 
"kim söylüyor bunu yeaaa?" demezsiniz.

hayatını sezonluk dizi tadında yaşayanlar için
soundtrackte yerini rahatlıkla alabilicek başarıda bir albüm olmuş çünkü.
ben sevdim.

1.17.2012

Dillon!

kalkıp çay koyun
çünkü
akşamüstü gün batarken 
lykke li'nin eltisi size gelicek.

yeni keşfettiğim bu kızcağıza bir kulak verin
ne demek istediğimi anlıcaksınız.


yeni yeni yükselen yetenek olarak anıldığını
ve 
henüz pek popüler olmadığını söylesem de
lykke li'nin pabucunu dama atabilcek kadar yetenekli diyebiliriz.
dolayısıyla kendisi hakkında pek kaynak yok
ama
23 yaşında brezilya doğumlu ve asıl adı 
Dominique Dillon de Byington
olduğunu biliyoruz
fakat o sadece Dillon'ı tercih ediyormuş 
(dominique de hep tatlı bir isim gibi gelmiştir bana neyse)
17 yıldır almanyada yaşayan Dillon 
experimental, electronic pop diyebilceğimiz tarzlarda
piyanoyla çaldığı başarılı şarkılarına 
derin sözler yazıyor.
ayrıca verdiği bir röportajda kayıtlarında 
macera hissi veren tüm dijital ve doğal seslerden yararlandığını dile getirmiş.
zaten albümü dinlediğinizde hakkını vermiş olduğunu da görüyorsunuz.
bu şarkılarını da 11.11.11 tarihinde çıkardığı 
"This Silence Kills" albümünü indirerek dinleyebiliyorsunuz

 

.

1.14.2012

TUMBLR

burada var

http://noyoudidntdude.tumblr.com/

mudo indirim günleri

video
evde kalıcaktık abi.

1.13.2012

iki vajinalı kadın

gün geçmiyor ki gazetede töğvbe estağfurullahlık bir şeyle karşılaşmayayım
bu haberin aynısı değil ama laciverti vardı en arka sayfada
bu kadının seks hayatını düşünsenize X-THREESOME!
muhahahahaha





pisliğin tekiyim

1.09.2012

niiz.

bazen gözlerimi kapatıp
gerçekten olması gerekenler için gerçek bir işaret istediğimde
"çok mu rüzgara bırakıyorum kendimi böyle saçma iş mi olur!?"
diye silkelensem de 
çok azıcık gecikmeli de olsa sahiden bir şeyler oluyor
işarete yorulabilcek şeyler sahiden.

en son gerçekten istediğim şeyi kovalamalı mı yoksa olduğum yolda devam mı etmeliyim diye işaret istediğimde
ellerim yanmıştı mesela,
diğerlerinin güzel olduğunu söyledikleri o ellerim.
kendi kendime popomu bile silemediğim,
banyo yapamadığım o acı dolu, sargılı bir ay 
muhtemelen ömür boyu taşıyacağım bir ize mal olmuş olsa da 
o an anladım ki 
5 yıldır girdiğim o uzun, yorucu lablar sırasında
bir kez bile böyle bir şey yaşamamış olsam da
uzattığım son yılımda 
bu olayla patlak veren
"kontakt dermatit ve kimyasala alerji"
var demişti doktor
 nefis bir işaretti bence
tıpkı renk körü birinin resim okuması,
kana bakamayan tıp öğrencisi olmak kadar absürt.
bunun işaret olduğunu mantıklı kılan,
inanmak için nefis bir neden.
peki bunun üzerine
hayatımı nasıl olana razı olarak hazır düzen üzerinde harcayabilirim?
ya da
tüm eski sevgililerimin kanadayla olan bağlantısı nedir o zaman?
bana bunu kim açıklayabilir?

ya da
en az bir rockstar kadar çok kez hastanelik olmuş olmamı neye yormalıyım?
gerçekten yormalı mıyım?

fakat
ilk seferde ciddiye almadan geçiştirdiğim ağrıyan sızlayan dizimi
en son bir röntgen çektirip
doktora gösterdiğimde bana
sağ diz kemiklerimdeki oyuk ve çıkıntıların birbiri için yaratılmadığını
o yüzden çok kilo almamamı, fazla ayakta durmamamı ve ağır taşımamı 
böylece sağ dizim beni pek yoklamıyacağını söyleyip
beni evime yolladığında,
gene de
bundan sonra her kim için heycanlandığımda
dizimin boşalmasını ve sendelemememi bir şeye yormamam gerektiğini kabullenemedim,

bu tıpkı sınava giren arkadaşıma kapıdan el sallarken elimden fırlayan,
onca aramama rağmen bulamadığım ve kaybettiğim
gümüş yüzümüğün hala tatlı bir çocuk tarafından getirilceğine inanmam kadar absürd.
farkındayım.
ama olmama ihtimalini kim inkar edebilir?

oysaki bir keresinde gerçekten bir işaret dilemiştim
ve karşıma amerikan pastasından fırlamışçasına deri ceketiyle gelmişti.
neden olmasın ki?

aslında içten içe osman olsam da bazen iflah olmaz romantikler gibi inanıyorum ben saf saf sanırım
  hiç mi hiç akıllanmıcağımı düşünüyor olabilirsin
ama ben nedense bir gün bir şeyleri değiştirebilceğimi biliyorum.
biliyorum yani eminim.

.

1.08.2012

ölürüm

PJ Harvey
sevmeyen
insanları
cidden
anlamıyorum ya.

hoş,
anlamak da istemem.

bu aralar şarkı olsaydım,
bundan başkası olamazdım herhalde.

1.06.2012

kulak verin.




eskiden beri sevdiğim tatlı bir gruptur the like.