4.28.2012

bak bu based on a true story

dinleyin bakın.
şimdi size bir kaç yıl evel başıma gelen bir olayı anlatıcam,
bu hikaye olçum adında bir çocukla ilgili.
belki de değil.
önemi yok.
şöyle ki, yıllar evel kendi çapımızda cover çaldığımız bir grubumuz vardı.
ve çıkacağımız ilk konsere 3 gün kala gitarist cem bizi bırakmış, bir daha da onu gören duyan olmamıştı.
biz de haliyle konsere 3 gün kala repertuarımızı öğrenip,
bizi sahnede idare edicek bi gitarist arama telaşına düşmüştük.
velhasıl bir tane bulduk da.
bu gitarist(!) olçum adında kara kuru bir çocuktu.
öylediğimiz saatte buluşmaya gelirken daha uzaktan gördüğümüz an
çağrıyla sıçtık dediğimiz siyah bakkal poşetiyle getirmişti gitarını.
ama çok temiz insanlar olduğumuzdan olmalı ki,
başkalarına önyargılı yaklaşmamayı seçtik o gün stüdyoya girine dek.
ne de olsa olçum bize bir çok şarkıyı çalabilceğini vaad etmişti.
ve tabi ki olçumun gitar konusundaki yeteneklerinin ancak çoraplarıyla sevişen bir adamın seksapalitesi kadar olduğunu dinlemeden bilemeyecektik.
olçum bize vaad ettiği üzere çalışması için verdiğimiz şarkıların introsunu çalabilmek bir yana,
yıllardır çok iyi çaldığını iddia ettiği şarkıları bile çalamadığı zaman
iyi niyetli, temiz yürekli kızcağız kimliğimin çatladığını hissetmedim diyemem.
ve 40 derece ateşle görülen rüyalar kadar basık ve boş geçen kayıp bir stüdyo saatine son 10 dakika kala
olçum aramızdan hayırlısı olan ayrılma kararını aldığında tam sinirlerim yatışmak üzereydi ki,
olçum bir eli stüdyonun kapısında bana doğru dönüp
"keşke çalabildiğim şarkıları söyleyebilseydin" demiş
ve stüdyo parasını da bize kitleyip siyah poşeti ve gitarıyla gidivermişti.
o gün, stüdyoda şarkı provası alamadık ve barla yaptığımız anlaşmaya göre sanki lüksümüz varmış gibi
gitarist bulma işini bıraktık sinirlerimiz bozulduğu için mi yoksa kaderin cilvesi miydi hala bilmiyoruz ama giden orçumun ardından çok güldük.
çok fazla güldük hem de.
stüdyo parasını öderken bile gülmeye devam ettik.
ve anladım ki olçum bana dönerek söylediği o şeylerle o denli güldürmeseydi
daha boşa gitmiş bir gün olamayacaktı.

olçum bir yandan suratımıza çekilmiş koca bir nah gibiyken diğer yandan da günün kurtarıcısı olmuştu.
işte bazı insanlar da tıpkı böyle ve sanırım elimde değil onları çekiyor olmalıyım,
ve evet bazı insanlar çok olçum.
ama olçumlar olmadan çok boş bir hayatım olmaz mıydı sahiden.
kusurlarım var elbet ama daha gelecek olçumları kucaklayacak kadar da temiz yürekli kızı oynamaya devam edicem ki benim için biçilmiş rolün bu olduğunu düşünmüyor değilim.

işte kader buydu.

ha bu arada gitarist bulduk, bateristimizin tanıdığı slayer hayranı bir liseli çocukla anlaştık ve ona PJ Harvey çaldırdık.
o çocuk ülkü ocakları toplantısına katıldığı için konsere prova alamadan çıkmak zorunda kalsak ve nasıl olduğunu anlayamasak da iyi iş çıkararak alnımızın akıyla çıktık.
hatta dinleyicilerin talebi üzerine bis bile yaptık.

komik, trajik, asap bozucu? nasıl tanımlarsınız bilemem.
ama bazen işler düşündüğünüz gibi gitmiyor, daha da iyi oluyor.
çünkü her zaman günü kurtaran biri çıkıyor,
ve tüm boşluklar illa ki dolduruluyor.
zaman geçiyor ama olçumlar aynı şeyi hissettirmeye devam ediyor.
siz siz olun, iyi niyetinizi ve saflığı elden düşürmeyin.
elinizde kalan her neyse sallamaya devam, CHILL!

4.22.2012

en büyük korkum değilmiş, ikiziymiş meğer,
aldanmıyorsan eğer
kendine yabanclaşmaktan da korkmamam gerekmez mi
nasıl yürüyor işler bu noktada?

bu yüzden


ben sadece konuşuyorum.
aslında anlattıklarım
bildiğin şeyler,
ben yeni öğreniyorum.
bu yüzden
şaşkınlığım sana heyecan vermez.

4.12.2012

russian red

sizi bilmem ama ben bir grubu yaz kış durmadan dinleyebilenlerden değilim 
şarkıları ve grupları ister istemez yazlık ve kışlık olmak üzere etiketliyorum 
ki şimdi hakkını vermek gerek 
örneğin skinny genes gibi bir şarkıyı 
fırtınalı,
 soğuktan tir tir titrediğim bir gün dinlemek bana bir keyif vermiyor

işte bu yüzden havalar da tam güzelleşmeye yüz tutmuşken 
dinlenebilcek en güzel şarkıcılardan biri olan
russian red'i önermek üzere yazıyorum.

85 madrid doğumlu Lourdes Hernández
eliza doolittle ve cocoon karışımı şarkılar yapan 
sevimli ve güzel mi güzel bir kızcağız 
insanı serin ama açık bir günde dışarı çıkmaya
hazırlayacak nefis şarkılar yapıyor
bir kulak verin.

4.06.2012

yol, su, elektrik.

izmiri sevmeyen insanları sevimli bulmuyorum.
ayrıca safiye soymanla pamela andersonın kardeş olduğunu kanıtlayacağım günler çok yakın.
bir de güneşi seviyorum ama karşıdan gelmeyecek.
ayrıca bırakamadığım için değil sevdiğim için çayıma kahveme şeker koyuyorum, SUSUN.
hem havalar da bir tuhaf.
bu ara yazmıyorum farkettiniz demi çakallaaar
pek beklemeyin.
hadi öpüyorum gözlerinizden.

4.03.2012

bugün
dünyanın en çirkin bebeğini
gördüm.
gözlerim hala kanıyor.